25 Eylül 2009 Cuma

Esrarengiz tahrikmetre aleti...

Hülya Avşar’a dava açılmış. Milliyet Gazetesinde Devrim Sevimay’a verdiği mülakatta “halkı kin, nefret ve düşmanlığa tahrik ettiği” gerekçesiyle...

Ah be gülüm... Kırk yılda bir “adam” gibi konuştun başına gelene bak.

Hakikaten iyi bir röportajdı. Yarı Türk yarı Kürt Türkiye’nin en ünlü kişisinin söyledikleri bir devrim niteliğinde değildi belki ama ondan duymak açısından ilginç ve hatta umut vericiydi.

Uzun bir röportaj, bulup okumanız lazım. Benim aklımda kalan o kibirli Hülya Avşar’ın iki kimlik arasında gidip gelirkenki masumiyeti, iki tarafa da kıyamaması, aidiyetsizlik gibi görünen iki aidiyetliliği idi. Bunu çok da hoş anlatmıştı. Çocukluktan girmiş çıkmış bugüne gelmişti.

Bu dava nedeniyle röportaja tekrar göz atınca gördüm ki aaa, hay Allah, Türkiye Cumhuriyet’ine de dokundurmuş H.A. Hatalar tekrar yapılmasın demiş. Açılıp tekrar kapanırsan kıyamet kopabilir demiş.

Offf.. Ne ağır laf etmiş değil mi? TC hata yapar mı hiç?

Yapsa bile sana mı düştü söylemek?

Galiba da mesele bu. Son son böyle bir trend var. Bu tarz lafları söylemeye bazılarının hakkı var bazılarının yok anlaşılan.

Hülya Avşar’ın söylediklerinin çok daha fazlasını irili ufaklı yüzlerce köşe yazarı en büyük gazeteden en küçük gazeteye kadar her yerde binlerce kez yazdı. Bugün bile vardı bir yerlerde. Benim kıçı kırık yazılarımda bile daha ötesi ve ağırı var.

Dava açılmadı. H.A.’ya açıldı.

En göz önündekilere de dava açmak trendi var sanırım. Bülent Ersoy’u, Müjde Ar’ı, Aysun Kayacı’yı kaptırdık, Hülya Avşar’ı da biz kapalım. Sezen Aksu’ya da gelir yakında bir adet.

Türk adaleti çalışıyor! İnsan ayrımı yapmıyor! Breh breh (Berthold) Brecht.. (Veya ünlüleri yakından görelim sendromu..)

Ve hep aynı terane: Halkı kin, nefret ve düşmanlığa tahrik etmek, askerlikten soğutmak vs vs...

Ne de hassas halkımız var... Oyun hamurundan beter. Her bir halttan etkileniyor. Üflesen nezle oluyor mübarek. Ben bir fikir tartışması sırasında fikrini değiştirmiş TEK bir Türk’e rastlamadım daha ama olsun. Savcılardan daha iyi bilecek değilim elbette.

Ve lakin “göbeği kaşıtılırken”, “kafasına bidon geçirilirken” o kadar hassas kabul edilmiyor Türk halkı. Ve hatta “şehit olan her bir askere karşılık on Kürt öldürülebilir” denince de kin, nefret, düşmanlık aşılanmamış oluyor... Plan yapma plan şarkıları falan da tahrik edici addedilmiyor.

Bilmediğimiz esrarengiz bir hassasiyet terazisi var herhalde odalarında pek sayın savcılarımızın.

Kürt Dili ve Edebiyatı bölümünün açılması da reddedildi biliyorsunuz. Yaşayan Diller Enstitüsü diye tuhaf bir şey açtılar onun yerine. Onun içinde incelenebilirmiş Kürtçe.

Gerekçe de şu: Türkçe dışında hiçbir dil anadili olarak okutulamazmış. Halbuki bu madde sadece ortaöğrenim için geçerli. Üniversitede bölümden söz ediliyor.

Derin gerekçe: Tabii ki tahrik. Mardin’de, Diyarbakır’da bir üniversitede olup bitenden sanki geri kalanın çok da haberi varmış, olacakmış gibi.

Bu arada Rusya’da Petersburg Üniversitesinde 1860 yılından beri bir Kürdoloji Enstitüsünün olduğunu biliyor muydunuz? Keza Fransa’daki Sorbonne Üniversitesinde de 1945 beri böyle bir kürsünün olduğunu ve bu kürsünün 1983’de enstitüye çevrildiğini?

Peki İsveç’te 1977’den beri Kürtçe ana dili eğitimi yapıldığını?

Ben çok tahrik oldum ama şimdi bundan. Yani öyle böyle değil. Gidip üç paket cips yiyesim geliyor ki bir Türk’ün kalp ve damar sağlığının tehlikeye girmesi söz konusu.. Petersburg ve Sorbonne Üniversitelerindeki o bölümlerin kapatılması için lütfen dava rica edebilir miyim acaba?

Bu arada taş atan çocuklara ateş açan ve birinin ölümüne neden olan asker de ceza almadı. Orantısız güç kabul edilmemiş. Durum bunu gerektiriyormuş. Normalmiş.

Kimsenin de bundan dolayı “tahrik” olmaması bekleniyor öyle mi? Bu tahrik metre biraz tuhaf çalışmıyor mu?

Mutlu Tönbekici - 2009.09.23 - Vatan Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder