26 Ağustos 2009 Çarşamba

Havamız, suyumuz ve canımızın düşmanları...

New York’a bugünkü geometrik mimarisini kazandıran kadastro dökümü, 1811 yılında “Commissioner’s Plan” başlığıyla onaylanan imar projesi, kent içinde herhangi bir yeşil alan öngörmemişti. New York, 19. yüzyılın ilk yarısında Manhattan Adası’nın kuzeyine doğru genişlemeye başladığında, aralarında peyzaj mimarı Andrew J. Downing, yazar George Bancroft ve ozan Washington Irving gibi ünlü isimlerin bulunduğu bir grup aydın, kente bir park kurulması gerekliliğini savunmaya başladılar.

1850 yılında, ozan ve gazeteci William Cullen Bryant, New Evening Post’taki köşesinden, New York belediyesini “çirkin, iğrenç ve malaza bırakılmış bir araziyi” satın alarak park projesini gerçekleştirmeye çağırdı.

Çağrıya olumlu yanıt veren New York valiliği, 1853 yılında arazi alımına başladı ve “Central Park Comission” adlı bir komisyon kurarak, parkın imar projesi için yarışma açtı. İşe bakınız ki, yarışmayı bir mimar ya da mimarlık projesi değil, yazar Frederick Law Olmsted’in İngiliz mimar Calvert Vaux ile birlikte hazırladığı “Greensward Plan” projesi kazandı. Başka bir deyişle, Central Park’ın imarına felsefi boyut yükleyen öneri kabul görmüştü ve projenin babası Amerikalı yazar Olmsted’e göre Central Park’ın kuruluşu “demokrasinin kentsel gelişmeye izdüşümü” olmalıydı.

1500 işçinin günde 14 saat çalıştığı, beş işçinin patlatıcı kullanılan tahkim çalışmaları sırasında öldüğü Central Park’ın 13 yıl süren imarı, 1873 yılında bitti.

Bugün New York’un ortasında kalıp kentin “akciğeri” olarak adlandırılan Central Park, ABD’nin “National Historic Landmark” (ulusal tarih değeri) ilan edilen tek yeşil alanıdır. Bu statü, 341 dönüme yayılan ve yılda ortalama 25 milyon ziyaretçi ağırlayan parkın, hiçbir yeni yasa ya da imar planıyla değiştirilemeyecek yaşam sahası olarak korunmasını sağlamakta ve tek bir santimetre karesine dokunulamayan hukuki varlığı Central Park Muhafaza Komitesi (Central Park Conservancy) tarafından gözetilmekte, yıllık bakımına ayrılan 200 milyon dolarlık bütçesini de aynı komite yönetmektedir.

Central Park’ın imarına benzer bir tarihi, sizlere Londra’da 1820 yılında açılan Hyde Park, Paris’te 1852 yılında açılan Boulogne ormanları ve daha niceleri için anlatabilirim.
***

İstanbul, Doğu Roma İmparatorluğu’nun yeni başkenti olarak Nova Roma adıyla 330 yılında kuruldu. Bugün itibarıyla 1679 yıllık bir mazisi var. Bu maziden 1960’lı yıllara, yeşil alanlarıyla gelebildi. Ama sonra... Kentin ortasındaki tüm parklar talan edildi.

Örneğin bir Maçka Parkı vardı. Yarısı, 1970’li yılların sonunda Swissôtel’e kurban edildi ve şimdi, otelin kanalizasyonu altından aktığı Dolmabahçe Sarayı’nın temelini oyuyor, yani bir tarihi göçürüyor. Dolmabahçe’den Taksim’e uzanan sırttaki yeşil alan, “belediye sınırları” değiştirilerek, İstanbul’un tarihi silüetini bir lahit mezar gibi delen o malum ve meşum otelle yağmalandı, Gezi parkı yine başka bir otelle kemirildi. Zaten tamamı talan edilmediği zaman ucundan bucağından kemirilmeyen, ortasına otel değilse cami dikilmeyen bir büyük yeşil alan bırakılmadı... Boğaz sırtları önce gecekonduculara tapulandı, ardından igrenç bir yapılaşmaya “satıldı”...

Depremini bekleyen şehirde, beklenen vaki olduğunda ölüleri gömecek yer kalmadığı bir yana, kent içinde yaşayıp da evsiz barksız kalacak milyonlarca kişinin (en az 5 milyon) toplanabileceği, çadır kurulup barındırılacağı tek bir açık alan yok artık...

Deprem bir yana, İstanbul’un ortasında bitirilen havasını kenardan kıyıdan temizleyen, solunur kılan son akciğer gözenekleri Belgrad ve Beykoz ormanlarıydı, değil mi?

4. Boğaz köprüsü işte bu son gözenekleri de söndüreceğe ve İstanbul nüfusunu 20 milyona taşıyacağa benziyor.

Ne güzellik, ne kent kültürü, ne de tarih saygısı taşıyan ahlaksız bir rant iştahı, aslında İstanbul’un sonunu ve depreme daha çok kurban hazırlıyor.

İstanbul’u ölüme ve yıkıma satanlar da kent göçünce gider, Manhattan’ın göbeğinde Central Park’a bakan apartman ve dairelerinde otururlar.

Tabii hazırladıkları göçüğün altında kalmazlarsa...

Mine G. KIRIKKANAT - 2009.08.25 - Vatan Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder