8 Temmuz 2009 Çarşamba

Topsuz maçta taraf olmak

Türkiye ilk bakışta dünyanın en canlı, en politik, olup bitene en duyarlı ülkelerinden biri görünümünde. Demokrasi adına her gün fırtına kopuyor. Her gün çalkalanıyoruz. Her gün hayati addettiğimiz baska bir konuda taraf oluyoruz.
Bu demokrasi bilinci ve sorumluluğumuzun ifadesi mi? Yoksa kendisine gösterilen kırmızı bez parçasına saldıran boğadan farksız mıyız?
100 metrede maraton koştuğumuzu sanıyoruz.

Üniversitede hocayken dikkatimi çekmişti. Psikolijinin ‘p’sini bilmeyenler Reich ve Jung gibi anlaşılması güç psikiyatristlerin kitaplarından bir şeyler kavramaya çalışır, entelektüel formasyonlarını, en tepedekilerin yazdıklarıyla cebelleşerek oluşturmaya çalışırlardı.
Davranışlarımızın sıradan ama temel unsurlarıyla ilgilenmek, psikolojiye giriş kitabı okumak pek kimseye cazip gelmiyordu.
Türkiye’de demokrasiyi tesis etme arzumuz da sanki aynı derece tepeden inmeci.
Cumhuriyet’in kuruluşundan söz etmiyorum. Günlük tartışmalarımız en tepede. Hepsi devlet düzeyinde. Anayasa uzmanıyız. Darbe dedektifleriyiz. Ankara demokratlarıyız.
Aklımda gündelik yaşantımızda içsellestirdiklerimiz, görmezden geldiklerimiz var.
Düzen bir yana, totaliter olan biziz.

Herhangi bir demokratik ülkede kamuoyunu ayaklandıracak, sorumlulardan hesap sordurtacak olayları sessizliğimizle, duyarsızlığımızla sahipleniyoruz.
Şiddet gibi. Evet darbelere karşıyız da...
Bunu söyleyerek demokrasi havarisi olmak kolay. Tersi suç değil mi zaten?
Askerliğimi yaptığımda orduda dayak vardı. Hazırol vaziyetinde bekleyen erlere subayların ana avrat küfrettiğini, dizlerine tekme, yüzlerine tokat attığını hatırlıyorum. Dayak o denli içselleştirilmişti ki, çavuştan tokat yiyen erin, ‘komutanı’ onu fark etti diye kendisine pay çıkardığını hatırlıyorum. Ya bugün?
İlkokullarda da dayak var.

Sessiziz. Basın sessiz. Siyasi partiler sessiz. Başbakan sessiz. Öğretmenler, imamlar, babalar, analar, çocuklar sessiz.
Töre cinayetidir diye ‘öteki’nin siddetini kınamak, üstünde fikir yürütmek, gazetelerimize manşet yapmak kolay.
Bizzat mağduru ya da tanığı olduğumuz, her gün içinde yaşadığımız kendi şiddet toplumumuza sesimiz çıkmıyor. Korktuğumuzdan değil. Önemsemediğimizden. Tartışmalarımızda soyutlaştırdığımız demokrasiyi gündelik yaşantımıza indirgeyemediğimizden.

Başka bir örnek. Türkiye’de hiç mahkemeye gittiniz mi? Boşanma davamda boşandığımı bile anlayamadım. Mahkemede başka bir dil konuşuluyordu. Hakim sordu ben cevap verdim. Sonra stenoya “Yaz kızım” dedi ve anlayamadı-ğım bambaşka bir dille ifademi yazdırdı. Avukatıma sordum, “Anlamazsın, karışma” dedi. Ülke mahkemelerinde yurttaşlar anlamadıkları bir dilde ifade veriyor, anlamadıkları bir dilde yargılanıyor, anlamadıkları bir dilde mallarından müklerinden oluyor, çocukları ellerinden alınıyor, hapse yollanıyorlar. Hakim, yargıç, avukat bir tarafta, yurttaş öbür tarafta.

Mahkemelerimizde zaten jüri sistemi yok. Hukuk dilinin anlaşılmadığı bir ülkede demokrasi olabilir mi?

Son ve diğerlerine göre sıradan bir örnek-
Birkaç hafta önce İran’da seçim sonuçları açıklandı. Ülke birbirine girdi. Tahran’da gösterilerin yasakladığı gün otomobilde yoldaydım. Akşam saat altıda vergilerimizle var olan TRT, bırakın hükümete yanıbaşımızdaki şeriat devletinde seçim şikesine tepkisini sormayı, İran’da olup biteni yok saydı, tek bir kelimeyle söz etmedi. Başbakanın yorgunluğundan Atina’da bir müzenin açılışına gidemeyeceği, İzmir-İstanbul karayolunun 3.5 saate ineceği türden haberlerle oyalandırıldık. Eski Sovyetler Birliği gibi herhangi bir totaliter ülkede olabilirdim. YouTube’a da yasak koyan, bin küsür internet sitesine erişmemizi engelleyen düzenin bizi dünyadan koparmasına, haber alma hakkımızın ihlal edilmesine özgür basınımızın dahi tepkisiz kalmasının bir kez daha tanığı oldum.

Demokrasi gündemini biz ne zaman belirleyeceğiz?
Türkiye’de olusturulmak istenen düzende topsuz oynanan bir futbol maçında taraflaştırılıyoruz.
Ekonomik krizle birlikte mevcut dünya düzeninin meşruiyetinin sorgulanmaya başlandığı günümüzdeyse, köşe kapmaca demokratlığımızdan gözümüz kümesimizden dışarısını göremiyor.


Gündüz VASSAF - 2009.07.05 - Radikal Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder