8 Temmuz 2009 Çarşamba

kimse kimseden daha az gaddar değil...

Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı donanması, İtalya’nın topuğundaki Otranto’yu topa tuttuğunda, Gregoryen takvim 28 Temmuz 1480 tarihini gösteriyordu. Otranto’yu savunanlar, 90 kadırga, 40 kalyon ve başka gemilerden oluşan 150 parçalık donanmanın topçu ateşine uzun süre dayanamadı. Sadece 6 bin nüfuslu Otranto halkı, garnizonla birlikte kaleye kapanarak kenti, talana başlayan Türklere terk ettiler. Gedik Ahmet Paşa, kaleye sığınanlar teslim olmayınca bombardımanı yeniden başlattı. 15 gün süren kuşatma sonunda, Osmanlı donanması, alınmaz denilen kaleyi de düşürmeyi başardı.

Gemilerden karaya çıkan 18 bin Türk levendi, Otranto’da korkunç bir katliama giriştiler. On beş yaşından büyük bütün erkekler öldürüldü, kadınlar ve çocuklar tutsak alındı. Katliamdan kaçanlar, bu kez Otranto Katedrali’ne kapanarak Başpapaz Stefano Agricoli’yle birlikte duaya sığındılar. Gedik Ahmet Paşa, -İtalyan kaynaklarına göre- kiliseye kapanan müminleri İslam’a davet etti. Reddedilince, Otranto Katedrali’ne giren leventler, içerideki herkesi öldürdü. Başpapaz Stefano Agricoli’nin kafası kesildi, kazığa geçirilip kentin sokaklarında dolaştırıldı. Kale garnizon komutanı Francesco Largo’nun gövdesi, canlı canlı ortadan ikiye ayrıldı. Kazığa geçirilip kentte dolaştırılmak şerefine erişen ikinci kelle, İslam dinine geçmeyi reddedenlerin başını çeken terzi Antonio Pezzulla’nınki oldu. Diğerleri toplanıp kentin ucundaki Minerva Boğazı’na götürüldü ve hepsinin kafası kesildi.
***

Doğru mudur bilinmez, ama Otranto’nun bugün belediye kitaplığında korunan yazılı tarihine göre, Türklerin yaptığı katliam sırasında Katoliklerin ölüme giderken gösterdikleri cesaretten etkilenen Bersa Bey isimli bir Osmanlı komutanı, dinini inkâr edip Hristiyanlığa geçtiği için silah arkadaşları tarafından kazığa geçirilmiş...

Türklerin, Otranto’da toplam kaç kişiyi hakladıkları bilinmiyor. Ama kiliseye sığınanlardan en az 800’ünün kafasının kesildiği kesin. Çünkü Osmanlı fethinden sadece 13 ay sonra Aragon Krallığı tarafından geri alınan kent katedralindeki 7 camlı dolapta, Minerva Boğazı’ndan toplanan 800 cesedin kafatasları ve kemikleri sergileniyor.

“Otranto’nun Aziz Şehitleri” diye anılan bu iskeletler, kenti koruyan kutsal gücün simgeleri sayılıyor. Katedralin, Türk katliamına ayrılan bölümünde, Osmanlı’nın Minerva Boğazı’nda yaptığı toplu infazı resimleyen bir de tablo var.

Ama asıl etkileyici olan, elbette iskelet kalıntılarının sergilendiği yedi devasa camekân. Manzaranın ürkünçlüğü tarifsiz. Ve “neyi” unutturmadığı açık.
***

Tahmin edebileceğiniz gibi, İtalya’da hâlâ ününü sürdüren “Mamma il Turci!” çığlığının anavatanı, Puglia bölgesinden geliyorum. Akdeniz’e uzanan çizmenin ince topuğunu oluşturan bu bölgede, Avrupa’nın her yanında mesken tutan Türklere pek rastlanmadığını söylersem, herhalde şaşırmazsınız. Tek bir Türk dönercisi görmedim dersem, tarihin bıraktığı izlerin derinliği varın siz anlayın.

Otranto katliamı, Osmanlı döneminde Türklerin özelinde Puglia, genelinde Akdeniz kıyılarına saldığı dehşetin sadece bir örneği.

Ama tepeden tırnağa kanlı bir dünya tarihinde, zaten hiçbir ülke, hiçbir halk vahşette yenişemiyor, kimse kimseden daha az gaddar değil. Osmanlı hilafet ordularının ve Türk korsanların Hristiyanlara yaptıklarını, Haçlı Orduları ve Hristiyan korsanları da Müslümanlara yapmış, hatta mezhep ayrılıkları yüzünden kendi kendilerine daha beterini reva görmüşler.

İnsanlar, senin imanın benim ırkım deyip, temelinde hüküm ve çıkar hesabı olan bir tarihte, birbirlerinin gözünü oyacak bir bahane bulmuşlar hep... Önemli olan, barışta kimin nasıl yaşadığı ve nasıl bir uygarlık yarattığı.

Böyle bakınca Puglia’da cennetin dünyada olduğunu görüyorsunuz. Türkiye’de ise cennetin yolu, giderek daha çok kişi için Cüppeli Ahmet’lerin hocalık (ve kocalık) yaptığı bir cehennemden geçiyor.

Mine Gökçe Kırıkkanat - 2009.07.08 - Vatan Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder