22 Temmuz 2009 Çarşamba

İtalya’da bir levanten: Mario Parma

İspanya ve hispanik ülkelerde “hacienda” adını taşıyan çiftlik evlerine, Güney İtalya’da “masseria” diyorlar.

Puglia’nın derinliklerinde zeytin ağaçları ve bağlar arasına gizlenmiş “masseria”nın kapısını çaldığımızda, epeyce merak, biraz da heyecan içindeyiz. Çiftlik sahibinin lakabı “Il Turco”, fakat gerçekte kimin nesidir, tarihte Türklerden çektiğini pek unutmayan bir bölgede “Il Turco” lakabı övgü müdür, sövgü müdür, karşımıza nasıl biri çıkacak, kestiremiyoruz.

Kapıyı “Il Turco”nun güzel ve zarif eşi Benedetta açıyor, çok geçmeden çoşkulu bir ses duyuluyor avlunun öbür ucundan: “Hoşgeldiniz, sefalar getirdiniz!”

Ellili yaşlarda kocaman bir adam, sarışın, mavi gözleri cıvıl cıvıl, oldukça yakışıklı. Donatella, “Kralımız Viktor Emmanuele’ye benziyor!” diye fısıldıyor. Bruno da aynı fikirde. Daniel, profilden Jack Nicholson’ı andırdığını iddia ediyor, bense efsane Alman aktörü Curd Jürgens’in küçük kardeşi olduğunu düşünüyorum.

Oysa “Il Turco”, bütün tahminleri boşa çıkarıyor. “Ben Türküm” diyor, Donatella ve Bruno’yla İtalyanca, Daniel’le Fransızca, benimle Türkçe konuşuyor, daha sonra Rumca ve İngilizce de bildiğini öğreniyoruz. Valizlerimiz henüz ortada duruyor. “Gel Minecim” diye elimden tutup çiftlik evini gezdiriyor. Çok zevkli döşenmiş “masseria”nın salonunda göğsü madalyalarla süslü, bıyıklı fesli bir Osmanlı’nın yağlıboya portresi, yanında Abdülhamit’in tuğrasını taşıyan nişan beratı.

“Dedem” diyor Mario Parma.

Evet, kahramanımızın adı, 1953 İstanbul doğumlu Mario Parma...
***

Mario’nun dedesi Paul Parma, Aldülhamit döneminin saray terzisi. Geçen yıl Sadberk Hanım Müzesi’nde açılan “Sarayın Terzisi” sergisinin yanısıra Doç. Dr. Hülya Tezcan’ın aynı adı taşıyan güzel kitabı, Parma Atölyesi’yle birlikte hem Parma ailesinin geçmişini, hem de Osmanlı sarayının yaşam estetiğini gün ışığına çıkardı. Kitapta Mario Parma’nın da yeri var.

Ama beni, Parma ailesinin saray terziliğinden çok levanten tarihi ve Mario’nun özgeçmişi ilgilendiriyor.

Beyoğlu’nda ailesinin bugün de sahibi olduğu ve soyadını taşıyan Parma Apartmanı’nda doğmuş Mario. Üç kardeşler. Babaları İtalyan levanten, Vincenzo Parma. Anneleri, yarı Rum, yarı Alman, çok güzel bir kadın olan Catherina Lundsgreen, bugün 82 yaşında ve ailenin sözlü tarihçisi.

Catherina’nın babası 1910 yılında Türkiye’ye gelen Alman Cesar Lundgreen, Prof. Dr. Mazhar Osman’ın 1927 yılında Reşadiye Kışlası’nın arazisine kurdurduğu Toptaşı Bimarhanesi, yani bugünkü Bakırköy Akıl Hastanesi’nin mimarı. Zaten Mario’nun dayısı Volfgang Lundgreen de Kadıköy’deki TMO silolarının mimarı...

Mario’nun Alman mimar dedesi, dayısı ve İtalyan babası Vincenzo “varlık vergisi”ni ödeyemeyince, 1943 yılında Erzurum Aşkale’ye gönderilenlerden... Aile her şeyini yitiriyor, ama arkada bıraktıkları eş ve çocukları yine de Hitler Almanya’sına, Mussolini İtalya’sına göndermiyorlar. Mario’nun annesi ve büyük annesi, Beyoğlu’ndaki Rum akrabalarıyla birlikte terzilik yapıyorlar.

Evin erkekleri Aşkale’den sağ dönüyor ve yine doğrultuyorlar ailenin belini, toparlanıyor, başarıyor ve kazanıyorlar. Vincenzo ve Catherina’nın büyük aşkından Margharita, Antonio ve Mario doğuyorlar.

Derken tarihin ibresi, yine karanlığa dalıyor, 6-7 Eylül 1955’e dayanıyor. Özelinde Rumları hedef alıp, aslında tüm Hristiyan azınlıklara ve levantenlere karşı bir gözdağı olan şiddetten Mario’nun ailesi bu kez zarar görmüyor.

Ama kanlı olayların ertesi günü, yağma ve talanı durdurmak için İstanbul’a giren tankları, topları gören Vincenzo Parma, eve gelip büyük aşkı Catherina’ya, “Buraya kadar” diyor, “İstanbul bitti!”
***

Mario Parma, o günlerde iki yaşında henüz. Ablası Margherita sekiz, ağabeyi Antonio altı... Beş kişilik aile, dört bavula sığdırdığı eşyalarla İtalya’ya göçüyor.

Ama Mario, yine de İstanbul’da geçiriyor çocukluğunu ve delikanlılığını, nicesi nasılı, belki bir başka yazıya.


Mine G. KIRIKKANAT - 2009.07.17 - Vatan Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder