29 Temmuz 2009 Çarşamba

Büyük tartışma alanında küçük bir tur...

Hadi tatile götüreyim sizi ama öyle denize güneşe falan değil, insanlık tarihinin içine. İşte dünyanın merkezindeyiz; Kudüs’te. Etrafı Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptırdığı surlarla çevrili Eski Şehir’in içinde ilerliyoruz.

Arapça bildikleri için oralarda Harem-i Şerif’in hemen dışında görev yapan İsrail sınır polisine, Müslüman olduğumuzu söyledik, pasaportlarımızı gösterdik. Sonra kapıda ‘Vakfın’ adamları karşıladı bizi. Ters tarafından kalkmamış birine denk geldik, Türk pasaportlarımızı gösterince bizi içeri aldı.

Şimdi geniş Harem-i Şerif’teyiz. Eskiden Yahudilerin tapınağının da olduğu yerde. İlki tapınağı Nabukadnezar yıktırmış. Süleyman Peygamber’in yaptırdığı ikincisiniyse Romalılar. Aslında gerçekten inançlı Yahudiler buraya girmezler ikinci tapınağın dış duvarı olan ve Harem’i Şerif’in hemen altında bulunan Ağlama Duvarı ile yetinirler, birgün tapınaklarını tam da Harem-i Şerif’e yeniden inşaat etmeyi hayal ederek. İçeri girmezler, çünkü eski tapınaklarında yalnızca baş hahamın girebileceği ‘kutsalların kutsalı’ denilen bir yer vardı ama artık yeri tam olarak bilinmediği için, kendilerine yasak olan bir yere bilmeden de olsa ayak basmak istemezler. Burada Baş Haham yılda bir kez bir keçiyi okşar ve Yahudi toplumun bütün günahlarını böylece o keçiye yüklerdi.

Altın Kubbeli yer, Kubbet-üs Sahra. Geçen hafta yapılan anlamsız tartışmalarda birilerinin salladığı gibi burası kadınların ibadetleri için falan yaptırılmadı, doğrudur kadınlar Cuma namazlarını burada kılarlar ama pratik sebeplerle.
İşte şimdi içerideyiz, ‘Kaya’ ya da muallak taşı tam karşımızda. Yahudilere göre, bu kaya kendi etrafında dönmüş ve dünya oluşmuş.

Müslümanlara göre, Muhammed Peygamber bir gece yolculuğundan sonra buraya gelmiş, buradan da cennete yükselmiş, geri gelince de namaz kılmayı emretmiş inananlara. Kaya’nın şu uzun kısmı var ya, oraya ‘kayanın dili’ deniliyor, çünkü Kaya, Peygamber Muhammed’i görünce dile gelmiş. Şuradaki izler var ya, onlar da Cebrail meleğin el izleri, çünkü Kaya, Peygamber ile birlikte yükselmek istemiş.
Hıristiyanlara göre mahşer meydanı Kaya’nın etrafında kurulacak, ve İsa Peygamberin adalet kürsüsü tam da üzerinde olacak. Zaten Yahudilere göre, içinde Eski Ahid’i taşıyan sandık bu Kaya’nın üzerindeydi. İbrahim Peygamber’in oğlunun kurban etmeye hazırlandığı yer de burasıdır. İşte şimdi Kaya’nın altına inen merdivenlerin önündeyiz. Şurada, tavanda oyuk var ya, Muhammed Peygamber namaz kılarken, ‘başı çarpmasın’ diye Kaya o kısmını içeri çekmiş.

Kayanın altında bir de kapalı bir kuyu var ki, adı bile insanı ürpertiyor bence: Ruhlar Kuyusu. Ölülerin ruhlarının toplandığı âleme açılan bu kuyuya, tapınağın hazinelerinin de atıldığı söylenir, bu sebeple birkaç kez buraya girmeye çalışanlar olmuştur ve bu teşebbüsler Kudüs’ü birbirine katmıştır ama onlar ayrı hikâyeler...
Kubbet-üs Sahra’nın güneyindeki caminin adı da Aksa Camisi. Kudüs’ü fetheden Halife Ömer zamanında küçük bir mescid olarak yaptırılmış sonra birkaç kez yenilenmiş. Bu Cami’nin Kaya’nın güneyinde olmasınınsa önemli bir sebebi var; Halife Ömer, Yahudilerin kıblesi ile Müslümanların kıblesinin karıştırılmaması istemiş.
Ayrıca Aksa Camii’nin hemen altındaki yer de Kadim Aksa’dır. Burada Mirac Gecesi’nde toplanan gelmiş geçmiş bütün peygamberler Peygamber’in arkasında saf durup namaz kılmışlardır.

Daha anlatacak yüzlerce hikâye, mekan var ama, turumuz ve yerimiz kısa ama yine de siz aklınızda şunu tutun ki, gereksiz tartışmalarda şaşırıp kalmayın:
Bütün alana Mescid-i Aksa da denir, Kutsal topraklarının tanımlamalarında Mescid illa ki bizde kullanıldığı gibi küçük ibadet yeri anlamına gelmez, bir isimdir. Harem-i Şerif de denir o alana ama o bir sıfattır kutsallığı ifade eder, yani şöyle bir cümle yanlış değildir: Mescid-i Aksa Harem-i Şerif’tir, içinde Kubbet-üs Sahra ve Aksa Camisinin yanı sıra başka binalar ve eserler de vardır. Nokta.
İnşallah bir gün kendi gözlerinizle görme şansınız olur.

Ayşe KARABAT - 2009.07.29 - Radikal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder