22 Haziran 2009 Pazartesi

Karma formlar aşaması

Dünkü yazımda değindiğim bir noktayı bugün açmak istiyorum. Sosyalizm ya da liberalizm gibi “sistem”lerin, kâğıt üstünde bir model olarak ortaya çıktığında “saf” olabildiğini, ama somut hayatta bu “safiyet”i korumanın pek de kolay olmadığını ileri sürmüştüm.

Örneğin Marx’ın Kapital’de analiz ettiği nesne, bu “saf kapitalizm”dir; bir anlamda her yerde olan, bir anlamda hiçbir yerde olamayan, “saf haliyle kapitalist üretim tarzı”. Onun için kendisi de, somut örneklerini İngiltere’den verdiğini, çünkü en gelişkin kapitalizmin bu ülkede olduğunu söyler.

Bu böyledir çünkü her toplum bir yandan geri kalan dünya ile pek çok şey paylaşır, bir yandan da kendi özgür tarihi nedeniyle benzersizdir. “İngiltere ve Fransa feodalizmden kapitalizme geçmiştir” diye bir cümle kurduğumuzda, doğru, yani ampirik olarak doğrulanabilir bir cümle söylemiş oluruz. Ama bu ikisinin (ki bir hayli benzer özellikleri vardır) feodalizmi de farklıdır, geçtikleri kapitalizm de, geçiş biçimleri de. Her toplumun, vardığı her aşamanın, yalnız o topluma özgü bir önce’si vardır.

“X ülkesi kapitalist bir ülkedir” dersiniz. Öyledir, ama aynı zamanda, kendi önce’sinden kalma, başka üretim tarzlarına ait üretim ilişkilerini de, kendi kapitalizmiyle, kendine özgü bir biçimde eklemlemiştir.

Sovyet tarihini iyi kötü biliyoruz. Bunun büyük kısmı, kâğıt üstündeki soyut “sosyalizm” modelini, Çarlık Rusya’sından devralınan somut topluma uygulama, orada yerleştirme çabasıyla geçti. Sosyalizme uygunluğu, yatkınlığı açısından değil, bu zorlu süreç içinde topluma rahat nefes aldırma ölçütüne göre söylüyorum, en başarılı dönem, NEP’in yürürlükte olduğu dönemdi; yani, topluma, “kapitalistleşin, zenginleşin” denilen dönem. Bunu demekle, kapitalizmin insana doğal geldiğini, sosyalizmin zorlama olduğunu söylemek istemiyorum. Rusya “sosyo-ekonomik formasyonu”nun o günkü aşamasında, bunlardan birine toplumun hazır olduğunu, ötekine henüz hazır bulunmadığını söylüyorum. Nitekim NEP’i izleyen “kolektivizasyon” da en kanlı, en acılı dönem oldu.

“Geri kalmış” Rusya’da böyle. İleri gitmiş kapitalist Amerika’da ise, kapitalizmin uygulamasının en başarılı olduğu dönem (ya da dönemlerden biri) New Deal dönemidir; yani, Amerikan kapitalizminin kendi ölçüleri içinde sosyalizme en fazla yaklaştığı, benzediği yıllar.

Şu yaşadığımız dönemin ilginç bir özelliğine dikkatinizi çekeyim. Siyasete ilişkin söylemimizde (yalnız “siyaset”te değil, çok daha geniş) en fazla kullandığımız kelimeler, en sık kullandığımız kelimeler, aslında “kelime” de değil, iki tane “önek” (prefix): “post” ile “neo”! Bunun bir anlamı olmalı. Yoksa Fukuyama haklı mı? Sahiden tarih bitti de, biz eski “Jigsaw puzzle”ları bozup bozup yeni bileşimler mi yapıyoruz?

Hayır. Tarih bitmedi ve bitmez. Ama 19. yüzyıl anlamında, “doğru”luğunun “sağlama”sını kendi içinde taşıyan “grand” ideolojiler dönemi bitti.

“Conservative”, muhafazakârdır, muhafaza eder, “yeni” denilen şeylerden fazla hazzetmez vb. Amerika’da “neo-con”lar çıktı ki klasik kalıplarımıza göre bu zaten bir “anomali” (bir de buradaki “muhafazakârlık” biçimlerini düşünün, ne kadar aykırı, ne kadar şaşırtıcı). Ama Bush döneminin kapanmasıyla, bu “neo-con” saltanatı da, en azından bir süreliğine ortadan kalktı. Şimdi, Obama’ya “neo-dem” falan gibi bir sıfat icat edemezsek, “post-neo-con” gibi bir dönem adı icat etmek zorunda kalacağız ki, içinden çıkılır gibi değil.

Kısa sürede karmaşık deneyimlerden geçerek geldik bu günlere. Tarih, bizim kurduğumuz ve “daim” kılmak istediğimiz “sistem”lere çok iyi davranmadı. Ama onları büsbütün silip atmadı da. Atmadığı için, “neo” ile “post” arasında gidip geliyoruz.

Yukarıda da söyledim, bunun bize anlattığı bir şey olmalı.

Murat BELGE - Taraf Gazetesi - 2009.06.21

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder