3 Haziran 2009 Çarşamba

İnanmak ya da inanmamak

12 Mayıs’ta TV8 ekranları, tuhaf bir Darwin tartışmasına sahne oldu. Sunucu ile konuk arasında şöyle bir konuşma geçiyordu:

“Erkan Tan: Şimdi ama millet bazı teorilere inanmak zorunda değil ki. Yeni bir teori çıkabilir. Şimdi ben de inanmıyorum Darwin teorisine...

Onur Öymen: Şimdi Darwin teorisine inanmıyorsanız, sizin öğretmenlerinizden hesap sormak lazım.

Erkan Tan: Bence sizden hesap sormak lazım. Yani bir teoriye inanmak eğitimin önkoşulu mu, yeni bir teori çıkabilir Sayın Öymen...”

Derken Vatan yazarı Yiğit Bulut, “Kızım neden evlenmiyor” diye başladığı tesadüflerin matematiksel imkânsızlığına inancını, 28 Mayıs’ta “Evrime inananlara inanamıyorum!” başlıklı yazıya bağladı. “Biraz matematik bilen, evrim gibi bir saçmalığa asla inanamaz!” hükmüyle, bu yazının hemen ertesinde sevgili okurlarını “yaratıcı zekâ”ya imana davet eden birkaç yazı daha yayınladı. Ekonomist olmadığım için tam kavrayamadım. Yiğit Bulut’un matematik birikimi beni aştı, Evrim Teorisi’ne inanmamak gerekçesi İzafiyet Teorisi’nin mimarı Einstein’a dayandırılıp evrim devrime sıçrarken Big Bang de darbeciliğin sırtında patlayınca, aklım şaştı.
***

Ama gerek Erkan Tan ve Onur Öymen, gerekse Yiğit Bulut’un -varsa- düşünce sistematiğinde, Evrim Teorisi’ne dair kullandıkları “ortak” ölçüte bir itirazım var:

İnanç, kesin olarak kanıtlanamayan bir durum, niteliğini ya da niceliğini tam çözemediğiniz bir varlığa sezgiyle varılan güven duygusudur, sayın seyirciler.

Bir tanrıya, bir dine, efsaneye, rivayete, arkadaşınızın samimiyetine, politikacıların vaatlerine, aldattığından kuşkulandığınız ya da kuşkulanmadığınız karınızın ve kocanızın sadakatine inanabilirsiniz. Hatta bilimin yararlarına, zararlarına da inanır ya da inanmazsınız.

Ama başlı başına bilim (İngiltürkler için Science) din değildir, bilimsel düşünce sezgiyle varılan bir güven duygusu kaldırmaz ve bilimsel bir teori inanç vesilesi olamaz. Dolayısıyla, tıpkı Einstein’ın İzafiyet Teorisi gibi bilimsel bir kuram olan Evrim Teorisi de inanmak ya da inanmamak temelinde ele alınamaz.

Bilimi temel alan bir teoriye doğru, yanlış, eksik diyebilirsiniz. Kabul ya da reddedersiniz. Hatta yeterince bilimsel olmadığını ileri sürersiniz, çünkü bilimsel teori kabul edilmenin çok sıkı koşulları vardır. Duygularla bile yaklaşabilirsiniz, hayran olur ya da kin beslersiniz.

Ama bilimsel bir teoriye kutsallık yükler, iman ya da inkâr edilen bir din gibi “inanç” temelinde yargılamaya kalkarsanız, sadece ciddiyetten uzaklaşmakla kalmaz, düpedüz gülünç olursunuz!

Öte yandan...
***

Darwin’in Evrim Teorisi’nin sacayağını oluşturan en önemli üç kitabı “Türlerin Kökeni” (608 sayfa), “İnsanın Türeyişi” (825 sayfa), “İnsan ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi” (407 sayfa) başta, bu teoriyi kurarken yazdığı -ve çizdiği- 22 ciltlik araştırma notlarının iki Ergenekon iddianamesinden hem daha kapsamlı, hem de daha uzmanlık gerektiren bir bibliyografya ve bizim ellerde konuşup yazanların okumaya ne kadar meraklı oldukları düşünülürse...

Stephen Jay Gould’un bilimci olmayanların anlayabilmesi için bazısı 800 sayfayı aşan 16 kitapta açıkladığı ve yaşasaydı üzerinde bir o kadarını daha yazacağı Evrim Teorisi’nin, kimileri tarafından sezgisel güven duygusuyla tartılıp “inanıyorum, inanmıyorum” ölçütüne vurulması, herhalde ancak Türkiye’de garipsenmeyecek bir “alaturkalık.”

Sayın Erkan Tan’a kötü bir haberim var: Teori dediğin tohum değil. Ekilince çıkmıyor. İcat bile değil, olanı açıklayan keşif. Aynı olguyu tersten açıklayan yeni bir teorinin bilimsel kabul edilmesi için, eskisini bilimsel anlamda çürütmesi gerekiyor. Evrim Teorisi’nin, 150. Yılında tüm akıllı tasarımcıları hâlâ bunca çıldırtması, çürütülmesinin hiç de kolay olmadığını gösteriyor.

Sayın Yiğit Bulut’a dair de bir merakım var: Adnan Oktar adıyla maruf Harun Yahya’nın Amerikancı “akıllı tasarım” mühendisliğiyle buluşan “yaratıcı zekâ”sını, Amerikan karşıtı tam bağımsız milliyetçiliğiyle acaba nasıl bağdaştıracak?


Mine G. Kırıkkanat - Vatan Gazetesi - 2009.06.02

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder