4 Haziran 2009 Perşembe

Helbeet

Aslında bıraksalar feci yazılar yazarım, kan gövdeyi götürür ve çok kişinin başı yanar.
Hatta bıraktılar, hemen başlayalım:
Sapıklığın, cinayetlerin, toplu katliamların aşırı arttığı günümüz Türkiyesi’nde, ben mi yeni gazete okumaya başladığım için fark ettim, yoksa bu şekil seri katillik hep var mıydı, tam emin değilim ama sanki vahşet gemi azıya aldı, her gün biri kafayı sıyırıp soy ağacını kesiyor.
Çok tehlikeli bir dönemde çocuk yaptım diyeceğim ama bunun iyi döneminin olmadığına dair de elimde ciddi deliller var.
Bir çocuğun düzgün bir insan olmasının temelleri ailede atılıyor. Bunun için ‘7 çok geç’ diye bir de kampanya başlatıldı. Doğrudur, 7 çok geç. Karakter özellikleri 6 yaşına kadar atılıyor fakat daha önce de pek çok kereler Radikal Cumartesi’de kadrolu anne yazar olarak konuya değindiğimiz gibi, adam gibi eğitim veren anaokulu bulmak da çok zor. Paran varsa, artislik yaparak Amerikan sistem isimleri sıralayan anaokullarının iyisini seçmek, yoksa, mahalledeki belediye anaokuluna belediyede çalışan tanıdık bulmak, gerekirse kıyak çekmek, birkaç sene önceden kayıt tarihi için aportta beklemek filan, bunlar hakikaten zahmeti bol ve sinir bozucu işler.

Anaokulu desen ucuz bir iş de değil, ama sanıyorum ‘7 çok geç’ derken sistemi de kurmuşlardır; pek çok mahalleye ek anaokulları, süper pedagojik eğitim görmüş bilinçli ve manitası mesaj çekti mi diye çocuklarla ilgilenmeyip hayallere dalıp zırt pırt cep telefonuna bakmayan anaokulu öğretmenleri, soonacığıma, televizyondaki okul öncesi programlarını seyrederken eve dalıp bütün aileyi taramayacak amcalara iş bulmak gibi önlemler alınmış mıdır.

Bende (M.Yesilkaya) bu arkadaşı gibi düşünüyorum... Bir arkadaşım herkesin çocuk sahibi olmaması gerektiğini savunuyor. Bunun bir ehliyeti olmalıymış; sadece iyi eğitim görmüş, zengin ve güzel kimselerin çocuk yapması gerektiğini savunduğunda (çirkin olduğu için kendi de yapmıyormuş, benim de aslında yapmamam gerektiğini ısrarla belirtiyor hayvan,) ona bunun son derece faşo bir düşünce olduğunu haykırıyoruz ve bu kez “Tamam, diyor, bari en aza indirgemek için okumamış ve fakir kimselerin tek çocuk hakkı olmalı ve bu tek çocuğu da büyütürken düzenli olarak çocuk yetiştirme kurslarına gönderilmeli.”

Eski mahallemizde bir kasap vardı, üç kızı vardı, erkek olmuyordu; yıllar sonra yanında bir erkek çocuğu görünce “Hayırdır Naci bey, bu çocuk kim” dedik, “Tanıştırayım, İmparator” dedi.
Çocuğunun adını İmparator koymuş.
Avukatlar tutmuş, mahkeme kararları, bin türlü kıyametle çocuğun adı İmparator olmuş. Kasabı da İmparator’a bırakacakmış. Aslında okusun istiyormuş ama dersler korkunçmuş, büyük ihtimalle o da kasap olacakmış.
Mesela bu Dallas zamanı köylerde epey bir mesele olmuştu; millet çocuğunun
adını Babi, Suelın, Ceyar koyuyordu, sonra sanıyorum yabancı isim koyamama gibi bir
yasa mı ne çıkmıştı. Ama zannederim şu anda birçok köyde benim yaşlarda pek çok Babi, Bayan Eli tarla sürüyordur.
Çocuk yapmak gerçekten vebal işi.
Bu vebali üstlenmek de cahil halkın işi değil, devletin görevi. En iyi eğitimi vermek, işine yerleştirmek, ağır psikolojik baskı görmemesi için sosyal devletini oluşturmak, korkudan uzak yaşatmak ve elbette yaşlandığımızda İsviçre köy evi gibi geriatri merkezlerinde, son yıllarını tertemiz, insan gibi geçirmek. Devlet başka ne işe yarar yea... Dışarıdan söylemek kolay diyeceksiniz çok bilmiş okur ama elalem nasıl yapıyorsa, burası da
yapacak kardeşim; dünyanın en pahalı petrolünü satıyorsan, ÖTV vergisi gibi bir şeyle kanırtıyorsan, en azından geriye gitmeyeceksin.
Ne bu ya, yaşlandığımda başımı sokacağım bir ev almak için görmediğim baskı kalmadı. İstemiyorum ev için çalışmak; devlet bizi bakmalı. Bu kadar. Yoksa ne diye habire kazandığımın bilmem kaç katını vergi diye kesiyorlar ki. Hayyret bişey ya.


Ayça ŞEN - 2009.06.04 - Radikal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder