14 Mayıs 2009 Perşembe

Sutra ustası, İtalya, Zaman...

önceleri sutra ustası olan deshan, zen ustası longtan'ı ziyaret eder sohbete dalarlar. deshan çok şeyler anlatmakta çok şeyler sormaktadır... longtan çay ikram eder konuğuna fincanı doldurur fincan taşar... deshan aman usta der dikkat taşıyor...
longtan yanıt verir sen de işte böyle ağzına kadar dolmuş taşıyorsun ben bu halde sana ne verebilirim bilgeliğe açık olmak istersen boşalmalısın...
şu sopaya sopa dersen, sözcüğün anlamına ayağın takılır, tökezlersin... sopa değildir dersen, gerçeği çarpıtmış olursun, ne yapacaksın öyleyse...
bu dünya iki ucu boklu değnek... değneği elindeki çomakla dengede tutabiliyorsan yaşayabilirsin... elindeki değnekle iki ucu boklu değneği dengede tutmakta ne azim, çaba, ilgi, güç ister... yorar seni yıpratır... bırakmak istersin bir süre sonraaaa... ama bakmışsın sende bir değneğin üzerinde boka batmışsın... sen bırakırsan sende bırakılırsın.... ha babam de babam elindeki değnekle denge kurmaya başlarsın taaa ki sen bırakılıncaya kadar...

Bugünün insanı ne Berenson ne de Freud. Her şeyi önünde hazır buluyor. O nedenlede ne o Rönesans heyecanını duyuyor ne de zamanın boz renkli taş yapılar ve sokaklar şeklinde donup kaldığı, tepelere kurulmuş kasabalarda Ortaçağ duyarlılığını yaşıyor.

İtalya'da adı bilinmeyen bir kasabada kalmak! Işıklar kararıyor, İsa'nın hiç durmadığı taş sokaklar kendi içlerine çekiliyor, sokak fenerleri teker teker yakılıyor! Aşağıdaki büyük ovadan insanı yakan bir sessizlik tırmanıyor yukarıya. Ansızın çanlar patlıyor. Bir kiliseden akşam ilahileri yükseliyor. Gök lacivert bir kütle halinde aşağıya çöküyor. İnsan şaşkınlıkla ve ürpererek susuyor, kendisinden ürküyor ve ansızın anlıyor ki, sadece insanlar zamana değil, zaman da bazen kendisine sürgün olabilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder