19 Mayıs 2009 Salı

Mustafa Kemal kızını kaybetti

Onu ilk gördüğümde “Ne kadar da Batılı bir kadın” demiştim... Giyimi sadece Avrupalı entelektüel, okumuş, yazmış kadınlarda görülecek derecede sadeydi... Hafif bir makyaj var mıydı yüzünde bilmiyorum ama yüzünün estetiği makyajı değil sadeliği ön plana çıkartıyordu... Saçları kumral, yüzü çilliydi ve cildi beyazdı... Annesinin İsviçreli olduğunu öğrendiğimde şaşırmamıştım, çünkü her şeyiyle Avrupalı bir kadın imajını çiziyordu...

Avrupalı entelektüel kadınlar Türk tipi sarışın olmazlar... Cart renkleri kullanmaz, fazla makyaj yapmaz, yüzü boyamaz, ellerine kırmızı oje sürmezler... Genelde tırnakları ojesiz, elleri sade ve sıcak bir yumuşaklık içindedir... Giysilerinde bej, kahve tonları, pastel dokular fazlaca ön plana çıkarlar... Giysiler sırıtmaz, giysiler bağırmaz, hafif boldurlar, altından vücut hatları çıkmaz...

O da öyleydi... Medeni Batılı ve fakat sadeydi... Nedense üzerimde hem fizik hem kimyadan çifte Nobel’li Madame Curie’nin sadeliğini ve fiziğini andıran bir izlenim bırakmıştı... Fransız yazar Beauvoir’ın sadeliğindeki izdüşümü de hissetmiştim onda... Avrupalı edebiyat, felsefe ve bilim kadınlarında görülen türde bir misyonerlik hakimdi ruhunda... Türkiye’yi Batı’nın bindiği gemiye bindiren Mustafa Kemal’e aşırı bir hayranlık, Batı’nın pozitivizmine, rasyonalizmine (akılcılığına) bilimsel bir inanç ve modernliği defile mankenliğinde aramayacak derecede özgüveni yüksek bir giyim tarzı... Bunların hepsini üstünde buluşturan bir Mustafa Kemal tarzı bir Türk kadını profili...

Sanıyorum Türkan Saylan’ın kimsenin gözünün önünden gidemeyen fotoğrafının sihri, onun sade, münevver, insanlara yardıma açık, mutedil, sevecen, kalpten ve gülümseyen ama inatçı kişiliğindeydi... Namık Kemal Zeybek gibi politikanın kurdu bir kişilikle tartışırken, “Ne kadar sade ve mülayim görünüyordu... Oysa düşüncelerinde ne kadar inançlıydı... Ne kadar tavizsizdi...” Öyledir Batı’nın Rönesans ve Reform katarsislerinden geçmiş, genetiği o katarsislerin entellektüel imbiğinden süzülmüş aydın tipinin inançları ve akılcılığının yumuşak ama taviz vermez biçimi... Oralarda çok sık görülmez, çok çabuk dönenler, inançlarını hemen değiştiriverenler, Ortaşark kurnazlığıyla günlük çıkara göre rota değiştirenler...

Çünkü düşünce ve inançlar “O kültürlerde kolay elde edilmezler... Fazla düşünerek, çok okuyarak, epeyce öğrenerek ve hayatın içinde çokça sınanarak” oluşturulur düşünce sistematikleri... Oportunizm gelişmiş Batılı kültürlerin pek rağbet ettikleri bir düşünce tarzı değildir... Esasen köylü kurnazlıkları, köylülüğün yani feodalitenin kültürel olarak halen etkin olduğu toplumlarda ve kültürlerde görülür... Türkan Saylan için çok şey söylenebilir... Ama oportunist değildi burası kesindir... İnandığı şeyler çok iddialı ve abartılı olmayabilir... Mustafa Kemal’i sevmek, eğitime bir ömür boyu hizmet etmek, cüzzamlıları iyileştirmek, “güç ve iktidarın” para ettiği Ortaşark toplumlarında fazlaca revaçta meslekler değildir...

Bu toplumlar daha cart curt edilecek meslekleri göğe çıkartırlar... Paranın gücün, kalantorluğun, höt demenin, zart zurt etmenin, tepeden bakmanın, insanları rahat yönetebilmenin meslekleri revaçtadır... Önemli görünmek önemlidir... Önemli şeyler yapıyormuş havası basmak, dünyayı parmağında çeviriyormuş edasıyla ortada dolaşmak, “sen benim kim olduğumu biliyor musun” teranesiyle şişinmek daha bir makbuldür ve rağbet görür... Türkan Saylan bunlara rağbet etmeyecek kadar, bu ucuzluklardan kendine güç yaratmayacak kadar Batı’lı ve Avrupalı bir Türk’tü... Ona çamur atanların, niye attıklarını biliyorum... Onların kolay kolay kaldıramayacağı kadar çağdaş, temiz, namuslu ve dürüsttü...

Kadınlığını kullanmayacak kadar insan, rahibe olmadığını itiraf edecek kadar kadındı... Aşklarını ve sevgilerini itiuraf edecek kadar duygusal, bilimden ve pozitivizmden vazgeçmeyecek kadar akılcıydı... Mustafa Kemal bir kızını kaybetti... Onun ve Türkiye’nin başı sağolsun...

Reha MUHTAR

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder