14 Mayıs 2009 Perşembe

Kot taşlama...

Bu kot taşlama işi hakikaten pis bir iş. Her paçasından kan akan rezil rüsva bir “bizınıs”. Dün Ertuğrul ile Salih’in hikayesini anlattım hatırlarsanız. Bugün gazetemizin 5. sayfasında detayları var hadisenin. Üzerinizdeki kotları beyazlatmak için pantolonların üzerine büyük bir basınçla kum püskürtülüyor. Kum dediğimiz kuvars denilen çok sert bir mineral. Normal koşullarda bunun hava sızdırmaz kapalı kutularda yapılması veya bilmiyorum o kadar özel maske var mıdır öyle şeylerle yapılması lazım. Niye? Çünkü o kum tanecikleri ciğerlere girdi mi cam parçası etkisi yapıyor ve çok kısa bir süre sonra ciğer iş göremez hale geliyor. Sonuç: Ölüm. Hiç kaçarı yok. Bu bilinmeyen bir şey mi? Değil. Çok eski tarihlerden beri madencilerde, taş ocağı işçilerinde, cam imalatçılarında, tünel kazıcılarda, kiremit, tuğla, çimento işçilerinde görülen ama ÖNLENEBİLİR bir hastalık. Gerekli önlemleri alırsan olmak zorunda değil. “Tekstil sektörü meslek hastalığı” olarak dünyada bir tek Türkiye’de girdi literatüre. Düşünün umursamazlığı. Bir biziz bunu açıkta, uyduruk bez maske ile merdiven altlarında yaptıran...

Beş bin kişiden söz ediliyor! Türkiye’de kot taşlama işinde beş bin kişinin çalıştığı söyleniyor. Zira biliyorsunuz ülkemiz bir fason cenneti/cehennemi. Gel memlekete “baba kimyasalı, zehiri, tozu, pisliği bol bir iş var. Bizde yaptırmak pahalıya patlıyor. Sen yapar mısın?” de atlar hemen anında yüz, iki yüz, üç yüz tane “bizınız men”. Millet ölüyormuş ne gam! Nasılsa bol miktarda varız. Üçü gider beşi gelir. E birinin de nüfus planlaması yapması lazım di mi ama...

Peki nerde bu devlet, nerde bu millet? HİÇBİR YERDE. Yok. İş güvenliği yasası diye bir şey çıkarmaya kalktılar iki yıl önce, iş güvenliği uzmanı olsun diye bir sürü insana kurs verdiler Bursalarda, Eskişehirlerde... Güya her iş yeri mecburen bir iş güvenliği uzmanı istihdam edecekti, iş yerinde iş güvenliği zaafından bir kaza/hastalık olursa, hatalı muhasebeden nasıl mali müşavirler de firma gibi sorumlu ve yükümlüdür, onlar da öyle sorumlu ve yükümlü olacaklardı vs vs... Ne oldu? Havagazından teyyare...

Avukat arkadaşımın bin bir rica ile adlarını yazmamı istemediği ama emin olun ki dudaklarınızı uçuklatacak kadar ünlü bu yabancı markalar masum mu peki? Değil. “Biz işi fason verdik, nasıl yaptıklarından haberimiz bile yoktu!” diyebilirler mi? Tanesini 500, 700, bin dolardan satıyorsan uyduruk bir çaputu, DİYEMEZSİN! Bugün (dün) mahkeme oldu. 10 dakika bile sürmeyen dava “ne malum o iş yüzünden hasta oldukları, gidin birkaç yüz bin rapor daha getirin” denilerek 16 Ekim 2008’e atıldı. Nisan 2007’de açılan dava, çocukların ciğerini delik deşik eden o kum taneleri kadar bile yol alamadı. SSK meslek hastalığı olduğunu kabul etmiş, malulen emekli maaşı bağlamış, çocukların çalıştıkları ilk ve son işyeri burası ama ne önemi var... Ne malummuş daha önce bu hastalığa sahip olmadıkları. Zavallıların hasta olmadan evvel ömrü hayatları boyunca çektirdikleri tek film askere alınırken olduğu için şimdi Askeriye’den filmleri beklenecek. Ölme eşeğim ölme diyeceğim onu da diyemiyorum zira öldüler. Binlercesinin önümüzdeki yıllarca yapacağı gibi...

Taşlanmış, beyazlatılmış kotunuzu her giydiğinizde aklınıza gelsin: BEŞ BİN CİĞER!

Mutlu TÖNBEKİCİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder