14 Mayıs 2009 Perşembe

Gribal Menkıbe

Selam sana ey krallar kralı Grip Virüs’ü! Gene kafamın içini demir tokmağınla dövüp duruyor, ağrıdan uyutmuyorsun. Vurduğun her tokmağın yankısı yedi gün ilaçlı, bir hafta ilaçsız sürüyor, tokmaklarının sayısı birbirine karışmış. Gene burun kenarlarımı rendeliyor, yontuyorsun.Ağzı açık ‘ııh ııh’ diye ince ince inleyerek gözlerini açmaya çabalayan şu garip kullarına bir planı programı hor görüyor, deriyi döven tabak misali, pestilini çıkarıyorsun. Lokma ve hırkayı bile fazla bulduğun zavallı insancıklara bilmem ki nedir garezin. Dün bir arkadaşım hediye kazak almış, onu bile deneyecek hevesim, halim yok. İnsanın gözü hiçbir şey görmüyor sen dururken. Yapma bunu. Hey gidi krallar kralı, yenildim yine.

Senin imparatorluğuna çağlardır hiçbir alim, hiçbir feylosof, hiçbir tıp doktoru çare bulamamış. Sistemlere bile kesin çözümler bulunduğu ileri sürülüyor, gribe yok. Gribaşısı da patates. Biliyorum okuyorsun, görüyorsun, anlıyorsun, yaşamak için her türlü imkânı değerlendiriyorsun. Sen de canlısın, yüzyıllardır peygamberinden hamalına, yedilerden kırklara kadar herkesi yatak döşek harap ettin. Nedir bizden istediğin?Öldürmüyor, süründürüyorsun. Bazen Çin’desin bazen Paris’te. Dünyanın dört tarafını gezdin dolaştın, bizim evden şaşmıyorsun. Evet, annemin çorbalarını seviyorsun, farkındayım ama sıkılıyorum bazen. Bak gene ehtiyarlar gibi sarmısak yemeye başladım. Her gün bir baş sarmısak gömüyorum. Dişetlerim acıyor, arkadaşlar da illallah etti. C vitamini boşluktan yararlandı, burnu Kaf Dağı’nda. Ey yüzyıllara meydan okuyan, vebadan daha yapışkan, totalde hayatımızın üç-beş yılını yatağa bağlayan büyük hükümdar!Seninle işbirliği yapmaya geldim.Gılgamış’da bahsetmedik senden, hata ettik. İlyada’yı okumadım ama Homeros’un da dalgınlığına denk gelmiştir seni yüceltmek, sen kusura bakma.Menkıbeler seni anlatmalıydı, taş yazıtlar senden bahsetmeliydi. Tarih senin değerini bilemedi. İnsanoğlu cahildir; sana övgüler düzülmeliydi. Anlı şanlıları, altın varaklıları severiz biz; sıradanın değerini bilecek asalette değiliz. Biz ettik sen etme. Bizleri hoş gör. Vurma daha fazla belimize.

Şimdi git buralardan. Dünya sana layık bir gezegen değil. Sen Satürnlere, Güneşlere layıksın. Biz kimiz ki, altı üstü, zavallı bir dünya. Senin böyle bir dandik gezegende olman, şanına yakışmaz. Burası HIV gibi virüslere göre bir yer. Sense ulusun. Onlardan yücesin. Böyle tırışka bir gezegende olmak sana gelmez. Git buralardan. Hükümdarlığını göklere kur. Yeryüzüne yapışık olma. Güneşteki patlamalarla gürle, coş, partile. Bizler seni eğlendiremedik. Hep aynı inlemeler, hep aynı halsizlik, hadsizlik, sevimsizlik, robdöşambriyellik. Haydi uğurlar ola. Bir diş sarmısak daha yiyip ‘oy anaam’ diye yatağa yatacağım, kafamı nerelere koyacağımı bilemeyeceğim fakat en sonu ufak ufak rüyalanırım da sana. Saol, varol.

Not: Eğer kanserle arkadaşsan, onunla da bir görüşürsen çok seviniriz. Bir de kalp kriziyle. Yürü be, kim tutar seni! Hey gidi ak tolgalı beyler beyi Grip, hey!

Ayça ŞEN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder